Hurda Savaşları: Çocuk işçilik ve savaş Türkiye’deki çelik üretimi patlamasını nasıl besliyor?
15 Aralık 2025 09:00
Güncelleme: 15 Aralık 2025 08:46
Sofia Cherici, Andrés Mourenza, Mohammed Bassiki, Doğu Eroğlu
Ahmad* 11 yaşında ve kıl testeresini kaybetti. Daha doğrusu testeresi, devrilmiş Suriye rejiminin eski bir askeri olduğunu bildiği bir adam tarafından çalındı. O adam artık sivil kıyafetler içinde, elinde bir tabancayla Şam çevresindeki harabelere musallat oluyor.
Kıl testeresi olmadan günün kazancı çok zayıf. Ondan iki yaş büyük olan arkadaşı Basel’le* birlikte, bina enkazlarından çıkan çelik çubukları zayıflatmak için ince dişli testereleri kullanıyor, ardından çelik çubukları büküp koparıyorlardı. Şimdiyse sadece halihazırda kopmuş hurdaları toplamaya mecburlar. Ancak 14 yıllık savaşın gri moloz yığınlarına dönüştürdüğü bir zamanların muhalif kenar mahallelerinde aylarca hurdacılık yaptıktan sonra, yıkıntılar arasında değerli bir şeyler bulmakta artık zorlanıyorlar.
Onlar için hurda çeliğin kilosu yalnızca 500 Suriye lirası ediyor, yani yaklaşık 1,5 TL. Şansları yaver giderse, hasılatları günde 25 kiloya ulaşabiliyor. Kötü bir günde ise ancak 10 kilo kadar toplayabiliyorlar. Riskli bir işle uğraştıklarını biliyorlar ama öğrendiğimize göre hurda metal toplamak plastiklerin peşine düşmekten daha çok kazandırıyor.
Ahmad ve Basel toplayacak malzeme bulmakta zorlanırken, etraflarındaki harap topraklarda diğerleri çalışmayı sürdürüyor. Birçokları, duvarları yıkılmış binaların içine girip yeraltı oyuklarında gözden kayboluyor. Hedefleri parçalanmış betonların gizlediği çelik parçalarını toplayabilmek ama bunu yaparken patlamamış havan mermilerinin belki birkaç santim yakınında çalışıyorlar.
Kat kat giysiler ve beyaz toz tabakaları ile kaplılar, tozlu örtülerle kaplı yüzlerini seçebilmek zor. Kimin kim olduğunu, erkeklerle kadınları birbirinden ayırt edebilmek neredeyse imkânsız; ya yorgunluktan kızarmış gözlerine bakarak hurda toplayıcıların kim olduğunu tahmin etmeye çalışabilirsiniz ya da yaptıkları iş yüzünden tozla kaplı olduğu için tokalaşmalardan kaçırdıkları nasırlı ellerinin şekline bakarak. Neredeyse her gün, sabahın erken saatlerinden gün batımına kadar, yanmış plastik kokusu, asbest tozu ve kırık beton parçaları arasında hurda arıyorlar.
Muhaliflerin Aralık 2024’te başkente girişinin çok öncesinde, yerinden edilmiş yoksul aileler ve çocukları, hurda inşaat demiri, alüminyum kablo ve demir levha parçaları toplamak için Şam’ın harap olmuş kenar mahallelerine gelmeye başladı. Esad rejimi döneminde bu bölgelerin çoğu girilmesi yasak alanlardı. Ancak savaşın son dört yılında, Ahmad ve Basel’in aileleri özel bir anlaşma sayesinde bu bölgelere erişebilir hale geldi. Birçokları gibi, onlar da Esad’ın şahsi hurdacı ordusuna katılıp yasaklardan muaf hale geldi.
Molozlar arasındaki mesaisine ara vermiş, yüzü külle kaplı bir bezle örtülü bir adam yanımıza gelip, “4. Tümen sana burada çalışman ve hurdaları onlara satman için izin verirdi” diyor ve ekliyor: “Başkasına satamazdın.”
Hepimizi rahatsız etmesi gereken bir manzarayla karşı karşıyayız: Savaş sırasında ve sonrasında, yerel savaş ağalarının gizli desteğiyle, çaresiz aileler tarafından kilosu yalnızca 1,5 TL’ye satılan bu çelik hurdalar, Brezilya’daki bir stadyumun inşasında ya da Hong Kong Uluslararası Havalimanının yapımında kullanılmış olabilir. Bu hurdalardan, Dubai’nin en ünlü lüks oteli Burj Al Arab Jumeirah’da, Almanya’da yükselen yepyeni binalarda veya Romanya’da yapılan otoyollarda yararlanılmış olabilir.
Ahmad ve Basel, dünyanın en kirli endüstrilerinden biri olan çelik üretimini daha temiz hale getirmek için oluşturulmuş tedarik zincirinin en alt basamağında yer alıyor.
Çelik, endüstriyel toplumun bel kemiğini oluşturuyor. Demiryollarından ve gemilerden, binalarımızı ayakta tutan kirişlere ve onları yok edebilecek silahlara kadar her yerde çelik kullanılıyor. Karbon, demir cevheri ve diğer metaller kullanılarak gerçekleştirilen çelik üretimi, küresel sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu.
Son on yılda, geri dönüştürülmüş çelik üretimine yönelik yeni teknolojiler endüstrinin ilgisini çekiyor. Ne de olsa bu yöntem daha temiz, en önemlisi de daha ucuz. Doğru koşullar oluşturulursa, elektrikli ark ocakları, geleneksel demir cevheri bazlı yüksek fırınlara göre yaklaşık yüzde 70 daha az enerji tüketiyor. Türkiye’deki üreticiler de bu konudaki yatırımlarını sürdürmekte oldukça istekli. Son yirmi yılda geri dönüştürülmüş çelik üretimi, ulusal ekonomiye en fazla katkı sağlayan beşinci sektör haline geldi. Günümüzde Türkiye, yaklaşık 16,1 milyar ABD doları tutarındaki çelik ihracatıyla, dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor.
Geri dönüştürülmüş çelik üretimi için vazgeçilmez olan hurda metalle ilgili en önemli sorun, bu kaynağın kısıtlı oluşu. Dünyadaki hurda metal miktarı, küresel talebi karşılamaya yetmiyor. Küresel çelik üretim hacimleri hızla artarken, demirli hurda artık birçok ülkenin metal endüstrisinin geleceği açısından stratejik bir kaynak olarak görülüyor.
Dünyanın en büyük demirli hurda ithalatçısı olan Türkiye, hurdayı kendi altınına dönüştürdü. Ancak Türkiye’nin hurda tedarik ağı hakkında birçok bilinmezlik söz konusu. Görüştüğümüz uzman ve araştırmacılar, tedarik zincirinin şeffaf olmadığını, denetlenmediğini ve bu tedarik zinciri üzerinden Türkiye’ye ulaşan hurdaların geriye doğru izinin sürülmesinin oldukça güç olduğunu söylüyor.
Erken sanayileşmiş ekonomilerde hurda metal bol miktarda bulunuyor. Avrupa’daki hurdalıklar, kullanım ömrünü tamamlamış demirli eşyalarla dolup taşıyor; zaten Türkiye’nin ithal ettiği hurdaların yarısından fazlasını bu hurdalar oluşturuyor. Brüksel kulislerinde, kıtanın azalan kaynaklarını korumak amacıyla olası bir ihracat yasağı söylentisi dolaşmaya başladığında, sektör kaynaklarının aktardığına göre, Türk şirketleri ithalat akışını sürdürmek için başka adreslere yönelmeye başladı: Çatışma bölgelerine bile. Öyle görünüyor ki, hiçbir olay metal atık üretimine bir savaş kadar katkı sağlamıyor.
Hesaplamalarımıza göre, son beş yılda Türkiye’de geri dönüştürülen hurdaların yüzde 6’sı ila 10’u, çatışma halindeki ülkelerden geldi. Türkiye’nin hurda tedarik ettiği çatışma halindeki ülkeler arasında Suriye’nin yanı sıra Libya, Lübnan, Ukrayna, Rusya ve İsrail/Filistin de bulunuyor.
Çatışma bölgelerinde savunmasız insanlara, savaşın izlerini taşıyan mahalleleri tamamen sökmeleri karşılığında üç kuruşluk ücretler ödenirken, hurda metal ticareti ise 46 milyar dolarlık bir piyasa değerine ulaşmış durumda. Uluslararası denetimin eksikliği ve şeffaf olmayan tedarik zinciri nedeniyle, Türkiye’nin ve dünyanın hurdaya olan açlığı, savaşlarını finanse etmeyi uman sömürücü zümreleri kaçınılmaz biçimde cezbediyor.
SIRAJ ve El País’le iş birliği yapan The New Arab (TNA), savaşın yıkıma uğrattığı ülkelerden Türkiye’deki çelik fabrikalarına giden hurda çeliğin yolculuğunu belgeledi. Esad döneminden kalma terk edilmiş kontrol noktalarında belgeler aradık, on binlerce deniz trafiği kaydını inceledik, sevkiyatları uydu görüntüleriyle eşleştirerek analiz ettik ve birçok ülkede işçiler ve uzmanlarla yaptığımız sayısız görüşmeden elde ettiğimiz ipuçlarını bir araya getirdik.
Bir yıl süren bu araştırma, son on yılda Türkiye’nin demirli hurdasının yaklaşık onda birinin savaş ekonomilerinden geldiğini kanıtlıyor. Hurda yüklü kamyonların Esad’ın direktifleriyle, Lübnan sınır kapılarından ülke dışına çıktı ve bu hurdalar nihayetinde Türkiye’deki özel şirketlerin hurdalıklarında ortaya çıktı.
Ticaret verileri, birçok Türk çelik fabrikasının nihai ürünlerini Avrupa’daki müşterilere gönderdiğini gösteriyor; bu da savaş bölgelerinden gelen çeliğin büyük olasılıkla kıta genelinde kullanıldığı anlamına geliyor.
TNA, Avrupa’daki büyük inşaat şirketlerindeki insan hakları yetkilileriyle iletişime geçti. İsimsiz kalmayı talep etseler de hurda metal tedarik zincirindeki inceleme süreçlerinde, insan hakları ihlallerinin göz ardı edilebildiğini kabul ettiler. Bu ihmalin arkasında, ticaretin karmaşıklığının, tedarikin parçalı yapısının ve sınırlı izlenebilirliğin yattığını ifade ettiler.
Hurda tedarik zincirinin çeşitli aşamalarını denetleyen Türkiye merkezli bağımsız denetim şirketi Artimet’ten diğer kaynaklar da TNA’ya, kalite kontrollerinin yalnızca görsel incelemelerden ibaret olduğunu doğruladı.
Artimet temsilcileri, denetimlerin hurdaların nasıl toplandığı ya da hurda ticaretinden kimlerin kazanç sağladığını içermediğini de ekledi. Bu kaynaklar TNA’ya, nihai müşterilerin bu konularla ilgilenmediğini söyledi.
Türkiye’deki birçok çelik şirketi bize konuşmayı reddetti veya yorum taleplerimizi görmezden geldi. Bu şirketler arasında Diler, Kroman, Mescier, Yazıcı ve Yeşilyurt Demir Çelik de bulunuyor. Bu araştırma, söz konusu firmaların çatışma bölgelerinden hurda metal tedarikinde yer aldığını ortaya koydu. TNA ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’yla da iletişime geçerek, çatışma bağlantılı hurda metalleri tespit etmeye yönelik mevcut denetim mekanizmalarını sordu. Bu araştırma yayınlanana kadar Bakanlık sorularımıza herhangi bir yanıt vermedi.
Türkiye’nin önde gelen çelik şirketlerinden birinin genel müdürü, isminin açıklanmaması koşuluyla yaptığımız bir görüşmede, hurdanın Lübnan, İsrail/Filistin ve Libya gibi savaşın yıkıma uğrattığı bölgelerden temin edilebileceğini açıkça kabul etti:
Bu ifadeyi kullanan yöneticinin görev yaptığı çelik şirketi, 60’tan fazla ülkeye ihracat yaptığını kamuya açık olarak beyan etmekte.
Sektördeki birçok kişi, kirlenmiş tedarik zincirlerinin olası sonuçlarından büyük ölçüde habersiz görünüyor.
Türkiye’nin önde gelen hurda ticareti şirketlerinden birinin dış ticaret departmanı TNA’ya, ithal hurda ile çatışan gruplar arasındaki bağlantıları görmezden gelmek için özel bir politika uygulamadıklarını söyledi. Departman yetkilileri, “Sadece tanıdığımız ve uzun yıllardır çalıştığımız yerlerden hurda alıyoruz” açıklamasını yaptı. Yetkililere göre, tedarik edilen bu hurda daha sonra Almanya, İtalya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerine de satılabiliyor.
Söz konusu Türk hurda ticareti şirketi Suriye’den hurda ithal etmediğini ileri sürse de hem Doğu hem de Batı Libya’dan alım yaptığını kabul ediyor. Araştırmamız bunun yaygın bir durum olduğunu gösteriyor. Suriye ve Libya, hurda metal ticaretinin bölgedeki savaş aygıtını beslemek için kullanıldığı birçok çatışma ülkesinden sadece ikisi. Türk şirketleri, Ankara yönetiminin yıllardır anlaşmazlık yaşadığı bazı taraflarla bile ticaret yapıyor.
Örneğin İsrail, Türkiye’nin hurda metal satın aldığı çatışmalı ülkeler arasında yer alıyor. Ancak bu hurdaların ne kadarının İsrail’in sanayi ve tüketim atıklarından, ne kadarınınsa işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in yarattığı yıkımdan kaynaklandığını belirleyebilmek zor. Türkiye, Gazze’deki soykırıma tepki olarak İsrail’e yönelik ticari ambargoyu ancak 2024’ün ortasında uygulamaya koydu. Buna rağmen bazı Türk medya kuruluşları, hurda sevkiyatlarının üçüncü ülke gemileri aracılığıyla veya sahte taşıma belgeleri düzenlenerek sürdüğünü bildirdi. Bu gelişme üzerine Türk hükümeti, bu sevkiyatlarda kullanılan bazı gemilere yaptırım uyguladı. Ticari kısıtlamaları aşmakta kullanılan bu tür yöntemler, araştırmamızda ortaya çıkan sektör uygulamalarıyla da tutarlılık gösteriyor.
Çatışmalardan etkilenen ülkelerdeki taraflarla ticaret yapmak, özü itibarıyla yasadışı değil ancak bazı durumlarda yaptırımlar, yasalar veya ambargolar kapsamında bu ticaret kısıtlanabiliyor ya da tamamen yasaklanabiliyor. Business & Human Rights Resource Centre [BHRRC, iş dünyasının üretim ve ticaret faaliyetleri sırasındaki olası etik dışı ya da hak ihlaline yol açabilecek adımlarını takip eden merkez] kıdemli araştırmacılarından Blanca Racionero Gomez TNA’ya yaptığı açıklamada, özellikle Hafter’in kontrolündeki Libya’dan veya Esad’ın Suriye’sinden gelen çelik hurda sevkiyatlarında, çatışma bölgelerinde uygulanmak üzere tasarlanmamış olan tedarik standartları ve prosedürlerin yeterli olmadığını belirtti:
Gomez, “Çatışmalardan etkilenen bölgeler söz konusu olduğunda, diğer bölgelerle ticaret yaparken olduğundan çok daha tedbirli davranmalısınız. Çünkü çatışmalı bölgelerde bilgiye erişim diğer bölgelerde olduğu gibi kolay değil” diye ekliyor ve çelik hurda ticaret zincirinin alt kademelerinde yer alan tüm şirketlerin hesap verebilir olması gerektiğini vurguluyor.
Esad’ın özel hurda toplayıcıları ordusunun gittiği her yerde, geriye sadece beton kalıyordu.
İç savaş sırasında muhaliflerle rejim güçleri arasında uzun süren çatışmalara sahne olan, Şam’ın kenar mahallerinden Kabun’un büyük bölümü, artık gri bir çimento çölüne dönüşmüş durumda. Moloz yığınları içinden geçebileceğiniz patikalar ortaya çıkmış ve atıklar küçük enkaz adacıklarına ayrılmış halde. Bu patikaların dışına çıkmak ise tehlikeli olabiliyor; yüzeyin hemen altında, henüz patlamamış mühimmatlar tavşan uykusunda. Yanlış bir adım enkazın altında bekleyen bu mühimmatı harekete geçirebilir.
Parçalanmış betonun alçak ve düzensiz uzantılarıyla şekillenen bu yıkım ufku, çevremizi saran puslu havayla tezat oluşturan yeşilliklerle bölünüyor. Esad güçleri artık halkın evlerine, daha doğrusu evlerinin enkazına dönmesini engelleyemediği için, hayat yavaş yavaş tekrar kendini göstermeye başlıyor.
Yıllarca süren şiddetli çatışmalara sahne olan birçok bölgede olduğu gibi, burada da hiçbir binanın çatısı kalmamış durumda. Ancak çatıların ortadan kaybolması savaş yüzünden değil; taşıyıcı kolonlardaki çelik inşaat demirleri hurda metal toplayıcıları tarafından söküldüğü için birçok binanın artık bir çatısı yok. Başkent Şam’ın güneybatısında yer alan ve Esad’a karşı direnişin ilk dönemlerinde sivil direnişin simgesel merkezlerinden biri haline gelen harap olmuş Daraya kasabasından aktivist Muhammed el-İmam, bazı insanların kendi evlerinin kalıntılarını ancak zemindeki karo desenlerinden tanıyabildiğini anlatıyor.
Muhammed, çatısız bina iskeletleriyle çevrili Daraya’nın ıssız sokaklarında bize eşlik ederken, bir şekilde ayakta kalmayı başarabilen yapıları parmağıyla gösteriyor ve Esad’ın güçlerini suçluyor: “Bak, bu bina yıkılmış, görüyor musun? Demirleri sökülmüş, bu yıkıntı patlamayla olmadı, içindeki demiri almak için yıkıldı.”
Ahmad’ın annesi, Suriye ordusunun elit birliği olan 4. Tümen için hurda toplayıcısı olarak çalışmaktan başka çarelerinin olmadığı o dört yılı hatırladığında, hurda söküm işlerini koordine edenlerin iş çocuklara gelince herhangi bir hassasiyet göstermediğini, çocukların hurda toplayıcısı olarak çalışmasında bir sorun görülmediğini doğruluyor: “Çocuklar hakkında hiçbir şey söylemezlerdi; herkes çalışabilirdi.” Gün boyu molozlar arasında çalışmaktan yüzü beyaz tozla kaplanmış, iri mavi gözleri parıldayan anne TNA’ya, “Ucuza alırlardı ama pahalıya satarlardı” diyor: “Bunu herkes bilir.”
1980’lerde kurulan 4. Zırhlı Tümen, fiilen Esad ailesinin bir tür muhafız birliği olarak görev yapıyordu; rejimi dahili ve harici tehditlerden korumakla yükümlüydü. İç savaş süresince Batı yaptırımları Suriye’yi küresel finans sisteminden tamamen kopardı ve 4. Tümen rejimin savaş ekonomisinin merkezine yerleşti. Zamanla, stratejik ve çoğunlukla yasa dışı sektörlerde (örneğin captagon üretimi ve kaçakçılığı gibi) faaliyet gösteren, tarif edilmesi güç bir yarı-devlet organına dönüştü.
Tümen, devrik Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kardeşi olan ve rejimin en güçlü ikinci adamı olarak görülen Tümgeneral Mahir el-Esad’ın komutası altındaydı. Korku salan kontrol noktaları ülke geneline yayılmış olsa da tümenin gerçek nüfuz alanı Şam çevresindeki kenar mahallelere odaklanmıştı.
En yoğun yağmalamaların yaşandığı bölgeler arasında yer alan Kabun ve Daraya’nın bir zamanlar 4. Tümen’in kontrolü altında olması bir tesadüf değil. Çoğunlukla eski muhalif bölgelerdeki yağmalanmış özel mülklerden ve altyapılardan sökülen metalleri kapsayan hurda metal ticareti, birliğin başlıca ekonomik gelir kaynaklarından biriydi.
Beşar Esad, gelir kaynaklarıyla kendisi arasına akrabalar, aracı kişiler ve paravan şirketler konumlandırmasıyla tanınıyordu. 2018 yılında kurulan özel bir firma olan Suriye Maden ve Yatırım Şirketi, 4. Tümenle birlikte bu paravan yapılardan biri olarak faaliyet gösteriyordu.
2019’da Esad rejimi, yayınladığı 3061 no’lu Karar yoluyla, şirkete demir ve alüminyumun da aralarında bulunduğu metaller ve temel malzemelerin ithalat-ihracatı için imtiyaz tanıdı. Şirket, kendi adına hurda satın alan yüklenicilere izin belgeleri vermekten sorumluydu.
Suriye Maden ve Yatırım Şirketi kuruluşundan iki yıl sonra, 4. Tümen’le uzun süredir bağlantıları bulunan iş insanı Hodr Ali Taher’le kurduğu iş ilişkileri nedeniyle, ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından yaptırım listesine alındı. Taher, rejim ve muhaliflerin kontrol ettiği bölgeler arasında rahatça geçiş yapabilmesi nedeniyle ulusal medyada Geçişlerin Prensi lakabıyla tanınıyordu.
Batının uyguladığı yaptırımlar ve aldığı tutuklama kararları, kanlı hurda metal ticaretinden kazanç sağlayan 4. Tümen ağına dahil olmuş birçok iş insanı ve askeri komutanın üzerinde hala kara birer bulut gibi asılı duruyor.
Daha önceki soruşturmalar, Esad rejimi ve yandaşlarının muhalif bölgelerden demir hurdası yağmalayarak ülkenin çelik fabrikalarına hammadde sağladığını çoktan açığa çıkarmıştı. Ancak bu hurdaların nasıl kârlı bir ihracat malına dönüştürülüp Türk şirketlerine satıldığı, bilinmezliğini hâlâ koruyor. Bu ticaret, Türkiye destekli muhalif milislerle Esad ordusunun birbirleriyle savaşmaya devam ettiği yıllar boyunca gizlice sürdü.
Beyrut’u Şam’a bağlayan Masnaa–Cdeydet Yabous geçidi boyunca uzanan yol, Beşar Esad’ın fotoğraf ve resimleriyle kaplı. Beşar Esad görselleri çoğu pano ve afişten kaldırılmış, indirilemeyenlerin üzerine de kalın çizgiler çekilmiş.
Otoyolun yanındaki solgun dağ sırtlarının arasında, mal ve insan yüklü araçlar Beyrut–Şam sınır kapısından iki tarafa akıyor. Yol kenarında gösterişsiz, kapısı bile olmayan tek katlı bir yapı duruyor. Dış duvarında, yüzü karalanmış bir başka Esad resmi yoldan geçenleri karşılıyor.
İçerisi harap halde; yanmış bina, yarısı kül olmuş belgelerle dolu. Esad güçlerinin ülke üzerindeki kontrolü yitirmeye başladığı haberleri yayıldığında, birilerinin rejimin faaliyetlerine dair delilleri yok etmek için bu kontrol noktasına geri döndüğü düşünülüyor. Bu, 8 Aralık 2024’ten sonra Suriye’nin farklı noktalarında sıkça duyulan bir hikâye.
Bahsettiğimiz kontrol noktası Şam’ın batısındaki kırsal bir bölgede, Beyrut’a giden M1 otoyolu üzerindeydi ve Lübnan sınırına sadece 20 kilometre mesafede yer alıyordu. Ülke içindeki ve uluslararası ana yollar üzerinde, 4. Tümen’in hâkimiyet kurduğu birçok noktadan biri de burasıydı. Bu kontrol noktaları, hayati ihracat güzergâhlarını ele geçirme stratejisi kapsamında oluşturuluyordu.
Esad’ın sayısız suretinin hâlâ Suriye toprakları üzerinde dalgalandığı dönemde, bu kontrol noktasının her ay hurda metal yüklü yaklaşık yüz kamyonun geçişine refakat etmesi bekleniyordu” (Elde ettiğimiz belgelerin bir kısmı yanmış olduğu için ilgili sayfadaki tarihler kaybolmuştu, dolayısıyla bahsettiğimiz bu sevkiyatların tam olarak hangi döneme ait olduğunu bilemiyoruz). Her kamyonun ödemesi gereken bir ücret vardı; bu tutarlar, fotoğrafladığımız özel bir ön fizibilite raporunda siyah mürekkeple yazılmıştı. Örneğin sadece bir ay içinde, 4. Tümen’in Lübnan’a giden 100 hurda metal kamyonundan yaklaşık 125 milyon Suriye lirası (9.615 dolar) toplaması planlanmıştı.
Sıradan görünümlü bu kontrol noktası, rejim güçleri tarafından yağmalanan hurdaların önemli bir ihracat güzergâhı olduğuna dair yıllarca sessiz bir şekilde kanıt topladı. Çalışanlar, bu geçiş noktasından geçen malların giriş-çıkışlarını ayrıntılı biçimde kayıt altına aldı. Bu evrakın çoğu kundaklama sonucunda yok oldu. Ancak fotoğraflamayı başardığımız birkaç belge, Esad’ın ekonomik aygıtının hurda metali ve diğer malları ülke boyunca nasıl taşıdığını ortaya koyuyor. Bu belgeler aynı zamanda, bu kontrol noktasının yüz binlerce dolar gelir elde etmiş olabileceğine ilişkin bir kanı da sağlıyor. Belgelerde tespit edebildiğimiz en güncel kayıtlar Eylül 2024 tarihine ait.
Belgelere göre, Yafour Köprüsü kontrol noktasına 10 Nisan 2024’te, başka bir geçiş noktasından bir faks ulaştı:
Siyah mürekkeple yazılmış birkaç satırdan oluşan ve iki imza taşıyan bu resmi yazı, Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile rejim arasındaki geçişlerin takip edildiği Menbiç geçiş noktasından (diğer adıyla el-Tayha geçiş noktası) sorumlu Albay Louay Ahmad Habib tarafından gönderilmişti. Faksın muhatabı ise, Maher el-Esad’ın sağ kolu olan Tümgeneral Ghassan Bilal’di. Bilal, Esad rejimiyle olan bağlantısı nedeniyle AB ve ABD’nin yaptırım listelerinde yer alıyor. Belgeyi bulduğumuz sırada Bilal, büyük olasılıkla ülkeyi terk etmişti.
Fotoğrafladığımız belgeler, hurda kamyonlarının taşıdıkları değerli malzeme nedeniyle, Hasiya, el-Matalla ve Adra gibi sanayi merkezlerinden Lübnan sınırına kadar, 4. Tümen birimlerinin koruması altında yolculuk yaptığını doğruluyor.
Belgelere göre, hurda kamyonlarına refakat etmesi için 4. Tümen’in görevlendirilmesine izin veren kurum, Suriye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğiydi. Bu kurumun başında, Suriye ayaklanmasının şiddetle bastırılmasındaki rolü nedeniyle Batı yaptırımlarına uğramış diğer bir isim olan Mansour Fadlallah Azzam bulunuyordu. Azzam, 2009 ile 2023 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Bakan olarak da görev yapmıştı. Azzam’ın şu anda nerede olduğu bilinmiyor.
Masnaa Geçidi, tespit edebildiğimiz tek geçiş koridoru değil. Daha sınırlı ölçüde de olsa, başka bir sınır geçiş noktasının da Türkiye’ye hurda metal ihracatına olanak sağladığına dair kanıtlar var.
Oldukça küçük bir yerleşim birimi olan Killi Köyü ile İdlib arasında uzanan yolun kenarındaki kalabalık hurdalık, gri atık yığınları ve bükülmüş metaller ile onların etrafında kurulmuş derme çatma çadırlardan oluşuyor. Çadırlardan birinde görüştüğümüz bir hurda toplayıcısı, savaş sırasında Türkiye’ye satış yapan büyük alıcıların hurdayı tam da bu etrafımızdaki yığınlardan satın aldığı günleri anlatıyor:
Görüştüğümüz toplayıcı bunları anlatırken, biraz uzağımızdaki genç adamlar büyük demir hurdası parçalarını, kulakları sağır eden bir ses çıkararak çalışan bir presleme makinenin içine sokuşturuyordu.
Türkiye’nin ticaret verileri, 2021 ile 2024 yılları arasında, Kuzey Suriye’de muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerden Türkiye’ye 200 bin tondan fazla metal hurda girdiğini gösteriyor. Bu hurdaların çoğu, radikal İslamcı paramiliter grup Hey’et Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) kontrol ettiği Bab el-Hava sınır kapısından geçti. Bugün HTŞ, yeni Suriye yönetimine liderlik ediyor.
İdlib Vali Yardımcısı Kuteybe Halaf TNA’ya yaptığı açıklamada, yıllar boyunca Türkiye’ye giden hurdaların muhaliflerin kontrolündeki sınır kapılarından geçmiş olabileceğini kabul ediyor. Ancak bu ticareti, yerel yönetimlerin müdahalesi olmadan yürütümüş bir “özel sektör faaliyeti” olarak tanımlıyor.
Buna karşın uzmanlar, rejime bağlı unsurların hurda ticaretini kolaylaştırmak amacıyla muhalif güçlerle iş birliği yapmış olabileceğini göz ardı etmiyor.
Her şeye rağmen istatistikler, Suriye’nin kuzeydeki karayolu geçişleri üzerinden Türkiye’ye çok az miktarda hurdanın ulaştığını gösteriyor. Türkiye’nin gümrük verileri, ticaretin yalnızca bir kısmını yansıtıyor olabilir ve 4. Tümen de hurdayı bu güzergâhlardan kaçak yollarla taşımış olabilir; dolayısıyla veriler gerçekte olanın daha azını ortaya koyuyor olabilir. Ancak iç kesimlerdeki yollar, muhalif grupların kontrolündeydi; ana ticaret rotasını Lübnan’a yönelmesi büyük ihtimalle bu sebeple oldu. Bazılarının yeterli resmi kayıt bulunamadığı gerekçesiyle varlığını reddettiği bu ticaret, verilerdeki bu küçük anomali olmasa hiçbir zaman kanıtlanamayabilirdi.
Masnaa Sınır Kapısından ülkeye giren hurda yüklü kamyonların, Lübnan’ın resmi istatistiklerinde hiçbir kaydı yok.
Fakat elimizde bu ticaretin varlığına işaret eden bir done var: Lübnan’da yerel olarak üretilen hurda miktarı, ülkenin ulusal ve uluslararası istatistiklerinde listelenen ihracat hacimleriyle örtüşmüyor gibi görünüyor. Sınırdan gizlice geçen kayıt dışı hurda kaynağı, bu düzensizliğe açıklama getirebilir.
Görüştüğümüz çoğu Lübnanlı işçi ve şirket, doğrudan Suriye hurdasıyla iş yapmadıklarını iddia etse de Lübnan’ın bu ticaret için bir koridor olduğu artık sır değil. Baalbek şehrinden (Beyrut’un kuzeydoğusunda, kaçakçılığın bilinen bir merkezi) bu ağları yakından tanıyan bir kaynak, bir müteahhittin inşaat projeleri için kendilerine Suriye çeliği önerildiğini söylüyor.
TNA’ya konuşan, Beyrut’ta bir hurdalık sahibi olan Antoine Srour, “En son İsrail-Lübnan Savaşının ardından, güneyden gelen metaller tamamen güneyli tüccarlara gitti. Dahiyye’den (Beyrut’un güney banliyöleri) gelen metaller de oradaki tüccarlara, özellikle Şatila’ya gitti. Kuzeyliler ise Suriye çeliğinden kar elde etti” sözleriyle, ülkedeki hurda ticaretini betimliyor.
2025’in başlarında basında dikkat çekici bazı haberler yer almıştı. Haberlere göre, yasa dışı sınır geçişlerinin sıkça gerçekleştiği noktanın yakınlarında yer alan, bölgede çok da önemsenmeyen Wadi Khaled muhiti sakinleri, yanı başlarında cereyan eden kamyon trafiğinden yakınıyordu. Bölge sakinlerine göre, çimento, yakıt ve diğer Lübnan mallarıyla yüklü kamyonlar Suriye’ye geçerken, sebze ve hurda metal taşıyan kamyonlar Lübnan’a dönüyordu. Başka bir anonim kaynağımız, kaçak malların sıklıkla Lübnan mallarıyla karıştığını, bu yüzden tespit edilmelerinin zor olduğunu anlatıyor.
Bekaa Vadisindeki kabilelerin oluşturduğu ticaret şebekeleri, İran destekli Şii İslamcı siyasi ve askeri grup Hizbullah’la iş birliği içinde, silah, uyuşturucu ve çalıntı mallar da dahil olmak üzere, piyasada para eden her şeyin kaçakçılığını yapıyor.
Anonim kaynağımız, Suriye’den kaçak yollarla metal hurda getirdiğini reddeden tüccarların doğru söylemediğine inanıyor, zira Hizbullah’ın Esad’la uzun yıllara dayalı bağları bulunuyor:
Araştırmacı Ayman Aldassouky, uluslararası yaptırımların Suriye’de limanların ihracat için kullanılmasını zorlaştırdığını, yalnızca birkaç geminin yanaşmasına izin verildiğini hatırlatıyor. Bu durum, Lübnan’ı rejim için mükemmel bir arka kapı haline getirdi; böylece Suriye, savaş halinde olduğu bir ülke olan Türkiye’yle iş yaparken itibarını koruyabiliyordu.
Hurda demir ve çelik, Lübnan’ın dördüncü en büyük ihracatı konumunda. BM Comtrade istatistikleri, 2013’ten bu yana 2 milyon tondan fazla demir hurdasının Lübnan limanlarından Türkiye’ye gittiğini gösteriyor. Bunun bir kısmı, Suriye’de Esad rejimi kontrolündeki bölgelerden yeniden ihraç edilen hurdalar olabilir. Ayman Aldassouky’nin TNA’ya söylediğine göre, Suriye hurdalarının Lübnan üzerinden ihracatında bilinen başlıca müşteriler Türkiye, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ydi.
Lübnan’da bir araya gelen hurdanın bir kısmı da yerel üretimden geliyor. Burada da hurda toplayıcılar çoğunlukla çocuklardan oluşuyor. Bu çocukların birçoğu da Suriyeli. Son İsrail-Lübnan Savaşının ardından yerel halk ve basın, hava saldırılarından etkilenen bölgelerin de hurda kaynağına dönüştüğünü belirtiyor. Ülkede faal çelik geri dönüşüm tesisleri olmadığından, yerel olarak toplanan hurdanın büyük kısmı Türkiye’de geri dönüştürülüyor.
Lübnan Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı, TNA’nın yorum talebine yanıt vermedi.
Türkiye’nin güneydoğusunda yer alan İskenderun sanayiye göre şekillenmiş bir şehir; dış yollar kamyonlarla dolup taşmış, fabrikalar ve iskeleler otoyolu çevreliyor ve ufukta her zaman dumanlı bir bacaya rastlamak mümkün. Savaşlardan harap olmuş ülkelerden gelen hurdaları taşıyan büyük gemiler, yıllardır İskenderun’daki çelik şirketlerinin özel iskelelerine yanaşıyor.
Türk şirketlerinin fırınlarında, metaller ve alaşımlardan oluşan karışım yaklaşık 1.600°C’de eritilirken, hurda demirin menşeine ilişkin izler ortadan kayboluyor. Türkiye’nin ürettiği çelik, dünyanın dört bir yanına gidiyor. Başlıca varış noktaları İspanya, Yunanistan, İtalya ve Romanya ancak Yemen, Mısır, Fas ve Irak da bunlara ekleniyor.
Türkiye, demir cevherine dayalı çelik üretimi için gerekli doğal kaynaklardan yoksun olduğu için çelik geri dönüşümüne büyük yatırım yaptı. Bugün Türkiye’de üretilen çeliğin yüzden 80’den fazlası hurda metallerden geliyor. Buna karşılık, AB ülkelerinde bu oran yüzde 60’ı bulmuyor.
Türkiye’deki fırınlarda eritilen çelik hurdalarının çoğunluğu AB hurdalıklarından sağlanıyor. Ancak bu yılın başlarında Avrupa Komisyonu, kendi sanayisini korumak amacıyla hurda ihracatına kısıtlama uygulanması gerektiğini öne sürdü. Türkiye’de hurda ticareti yapan Ermetal Demir’in ithalat-ihracat uzmanı Samet Koca, sadece bu söylentilerin bile piyasayı karmaşaya sürüklediğini aktarıyor. Koca yazışmamızda şunları da ekliyor:
TNA, MarineTraffic adlı gemi takip ve denizcilik analiz sağlayıcısının verilerine dayanarak, Türkiye’nin çeşitli limanlarına yanaşan dökme yük gemileri hakkındaki on binlerce kaydı inceledi. Bu işe dahil olan ülkelerin hiçbiri gümrük ve ticaret verilerine detaylı erişim sağlamadığından, gemilerin yüklerini Maxar ve Planet sayesinde eriştiğimiz uydu görüntüleri üzerinden doğruladık. Yalnızca 2023 yılında, en az kırk geminin hurda ticaretinde yer aldığını doğrulamayı başardık. İncelememiz Lübnan’dan hurda yüküyle ayrılan gemilere ek olarak, Libya, Rusya, Ukrayna ve İsrail/Filistin limanlarından gelen hurda yüklü gemilerin de Türkiye’ye yanaştığını gösterdi. Bu ülkelerin çoğunda, Türk şirketleri çatışmanın farklı taraflarından hurda metal satın alıyordu.
2011’de Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Libya, yaklaşık on yıl süren bir iç savaşın içine sürüklendi. 2020’de imzalanan kırılgan bir ateşkes anlaşmasına rağmen, ülke hâlâ iki rakip güç arasında siyasi ve askeri olarak bölünmüş durumda. Batıda BM tarafından tanınan Ulusal Birlik Hükûmeti (GNU) iktidarda, doğudaysa Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LNA) hüküm sürüyor.
Nisan 2023 ortalarında, Nezha adlı bir dökme yük gemisi, Doğu Libya’daki Bingazi Limanına hurda yüklemek üzere yanaştı. İki hafta sonra bu hurdayı, dünyanın en büyük çelik üreticilerinden biri olan Rus şirketi Magnitogorsk Iron and Steel Works’ün, ABD yaptırımı altındaki Türkiye iştiraki MMK Metalurji’nin İskenderun iskelesinde boşaltacaktı. Nezha’nın, 2019’da Rusya’nın işgali altındaki Kırım limanlarına yanaşarak AB, ABD ve Birleşik Krallık yaptırımlarını ihlal ettiği daha önce tespit edilmiş ve ardından lisansı iptal edilmişti.
MMK Metalurji’den yorum talep ettik, ancak yayın tarihine kadar yanıt alamadık.
Geçtiğimiz on yılda Türkiye Libya’dan 3 milyon tondan fazla hurda metal ithal etti. Bu miktar, Türkiye’nin Libya’dan petrol ithalatından bile daha yüksek.
Resmi veriler, ihracatın Libya’daki iki rakip otoriteden hangisine ait olduğunu belirtmese de uydu görüntüleri, son yıllarda hurda yüklemesi açısından en aktif limanlardan birinin, Hafter’in kontrol ettiği bölgede yer alan Bingazi olduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin Doğu Libya’daki yönetimle son dönemdeki yakınlaşmasını doğruluyor. Buna rağmen Ankara, batıdaki Ulusal Birlik Hükûmetini (GNU) hem askeri hem de siyasi olarak desteklemeye devam ediyor.
İnsan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletlere göre, Hafter’in kontrolü altındaki güçler, Libyalılar ve göçmenlere karşı işkence, cinsel şiddet ve zorla çalıştırma da dahil olmak üzere “korkunç suçlar” işledi. GNU’ya bağlı güçler de benzer şekilde ciddi insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor.
Uzmanlar, hurda metal ihracatından elde edilen gelirlerin, General Hafter’in güçlerinin yeniden silahlanmasını finanse ettiğini ve bu gelirlerin ülkenin batısındaki rakiplere karşı yürütülen mücadelede önemli rol oynadığını vurguluyor.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyinden politika uzmanı Tarek Megerisi, TNA’ya yaptığı açıklamada, “2010’ların ortalarında başladılar. Hafter, hurdadan elde ettiği parayla ordusunu yeniden inşa etti; savaştan harap olmuş Bingazi’den çıkan hurdaları kullandı. Daha sonra Türkiye, Hafter’e müdahale ettiğinde bile Hafter hurdalarını Türkiye’ye satmaya devam etti” ifadelerini kullanıyor.
Libya’da, yerli çelik üretimini desteklemek amacıyla yürürlüğe konan hurda ihracatı yasağına rağmen, çelik atığı yüklü gemiler tüm limanlardan seferlerine devam ediyor.
TNA, Libya Ulusal Ordusu (LNA) ve uzun süredir grubun sözcülüğünü yapan Yarbay Ahmed el-Mesmari’yle görüşmek istedi ancak her ikisi de yorum yapmayı reddetti.
Bu araştırma sırasında tespit edilebilen, Ukrayna, Rusya, İsrail/Filistin, Lübnan ve Libya limanlarından hurda metal yüklü olarak ayrılan tüm gemiler, savaş finansmanı ve insan hakları ihlalleriyle bağlantılı olma riski taşıyor.
İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezinden Racionero Gomez, Avrupa ve Türk şirketlerinin de bu tedarik zincirindeki riskleri tamamen ortadan kaldıramayabileceğini söylüyor.
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) direktifleri ve Birleşmiş Milletler rehber ilkeleri, şirketler için önemli ölçütler belirliyor. Ancak Gomez’e göre bu ilkeler uygulamada büyük bir dönüşüm sağlamayabiliyor: “Belirlenmiş standartların ortaya koyduğu gereklilikler ve katılık düzeyleri birbirlerinden farklılık gösterebiliyor, dolayısıyla bu standartlara körü körüne güvenilmesi mümkün değil.” Gomez ancak devletlerin sorumluluk üstlenmesi halinde aşama kaydedilebileceğini belirtiyor: “İnsan haklarını koruma görevi devletlere aittir, bu yüzden yasal düzenlemelere de ihtiyacımız var. Tüm sorumluluğu standartlara yüklememeliyiz.”
O gün Basel ve Ahmad’ın mesaisi erken bitti. Enkaz diyarının üzerinde güneş batmak üzereydi. Kalan saatleri, hurdaları almak üzere geleceği söylenen aracın belirmesini umutsuzca bekleyerek geçirdiler. Ancak kamyon gelmedi; yetişkinler topladıkları ganimeti, kimsenin ertesi güne kadar çalmayacağını umarak büyük bir çukura gizledi.
Hepsinin gözlerinde ince kırmızı damarlar belirmişti. Gözlerine kan oturmasını sağlayan 35 derecelik Eylül sıcağı mıydı, enkazdan yükselen toz bulutları mıydı yoksa bakır kabloların plastik kaplamasını ortadan kaldırmak için yaktıkları ateşin gözlerine kaçan dumanları mıydı?
Biri, kabloları soymak için ortaya koyduğu uğraşıyı, “Böyle daha değerli oluyorlar” diye açıklıyor.
“Burada hiç bomba var mı?” diye sorduğumuzda Ahmad hemen cevaplıyor: “Çok var!” Bize bir tanesini göstermek istiyorsa da vazgeçmesi için onu ikna etmeyi başarıyoruz. Ailesinin bize daha sonra anlattığına göre, amcası hurda ararken bir patlayan bir roketin kurbanı olmuş.
Savaş bölgelerinden gelen hurdalar için alıcılar daha düşük bedeller ödüyor çünkü sınır kontrollerinde yükün içinde bomba ya da mühimmat çıkma ihtimali bulunuyor. Arama işlemleriyse maliyetli. Bu yüzden piyasadaki en ucuz metal hurda Suriye’den sağlanıyor.
Her gün hurda topladıkları bölgede alışılagelmedik kişilerin bulunması, yani bizim varlığımız iki çocuğu heyecanlandırıyor. Şam’ın bir kenar mahallesinde, bir zamanlar hayat dolu olan apartmanların gölgesinde kalan ıssız avluda, yıkıntıların içinde buldukları el yapımı bir patlayıcının dış kaplamasıyla oynamaya başlıyorlar. Basel kolunu hafifçe kıvırarak elinde tuttuğu cihazı düzgün bir yay çizecek şekilde iki metre öteye, patlayıcıdan kalanları bulduğu moloz yığınına fırlatıyor. Günün erken saatlerinde, bir enkaz yığınının üzerinde büyük bir özgüvenle duran Basel ve Ahmad, savaştan arta kalanlardan kendilerini nasıl koruyacaklarını bildiklerini gururla söylemişlerdi.
Esad rejimi düştü ama çocukların hayatları pek değişmedi. 5-6 yaşındayken bu yıkıntılara gelmeye başladılar ve o zamandan beri her günlerini, şafaktan güneş batana kadar bu enkazın içinde geçiriyorlar.
HTŞ liderliğindeki hükümet kontrolü ele geçirdiğinden beri, hurda metal tekelinde yer alan birçok Esad yanlısı kayıplara karıştı; bazıları ise yeni iktidarla anlaşarak sisteme yeniden entegre oldu. Suriye Madenler ve Yatırım Şirketinin ofisleri, sanayi kenti Adra’da yeniden faaliyete geçmiş durumda. TNA, şirketle iletişime geçerek Esad rejimi dönemindeki faaliyetlerini sordu ve yeni yönetim altında yürüttükleri hurda ticaretine ilişkin herhangi bir denetim mekanizması ortaya konup konmadığı hakkında yorum talep etti. Yayın zamanına kadar şirketten herhangi bir yanıt alamadık.
Geçtiğimiz haziran ayında, Şam’daki yeni yönetim, ülkenin tekrar inşası için değerli hâle gelen hurda metal ihracatına yasak getirdi. Ancak bunun ne ölçüde uygulanacağı belirsiz. 2025’e ait resmi olmayan istatistikler, hurda ihracatının birkaç ay öncesine kadar daha düşük ölçekli olsa da devam ettiğini ortaya koyuyor.
Yorum talebiyle iletişime geçildiğinde, Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, TNA’yı bölgesel müdürlüklere yönlendirdi. Ancak ne Suriye Maliye Bakanlığı ne de Gümrük Genel Müdürlüğü yorum talebimize yanıt verdi.
Suriye’de hurda ticaretini yöneten kişiler değişebilir. Ancak Ahmad, Basel ve aileleri yarın, yine burada olacak. Kırık çimento parçaları ve patlamamış mühimmatlar arasında, kilosunu yalnızca 1,5 TL’ye satacakları hurdaları aramaya devam edecekler.